TULUM KEMENÇE HORON

TULUM KEMENÇE HORON

TULUM     

            Divan’da tim: Şarap dolu tulum. Divan’da tulkuk: Tulum, ürülmüş ve şişirilmiş tuluk. (Divani Lügat-İt-Türk Tercümesi, Kaşgarlı Mahmut, çeviren Besim Atalay) (Bu kitabın yazımı, 1072 yılında bitirilmiştir)

            Kazakça tulıp: Hayvan yavrusunun derisi yüzüldükten sonra içine ot veya hava doldurulmuşu. (s. 278, Kazak Türkçesi Sözlüğü) Eski Uygur Türkçesinde tuluk: Tulum. (s. 252, Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü) Moğolca tulum: Tulum. (s. 1299, Moğolca-Türkçe Sözlük) Kırgızca tulup, Hakas Türklerinde tulup, Tatarca tursık, Altayca tuluş, Tuva Türklerinde tulup, Kıpçakça tulum...

            Tulum kelimesi Öztürkçe’dir ve bütün Türk lehçelerinde bu kelime mevcut olup, “içi çıkarılmış davar derisi, kırba manalarına” geldiği görülür. (s. 202, Türkiye’nin Etnik Yapısı, Ali Tayyar Önder, 1999)

            Yunanca’da görülen ve “şişkinlik” manasına gelen tılımos/tulum (os) kelimesi dahi, doğrudan doğruya Türkçeden Yunancaya geçmiş bir kelimedir. (s. 146, Anadolunun Dağında Ovasında Türk Mührü, Hilmi Göktürk)

Rumca tulum.

            Kafkas Karaçay-Malkar Türklerinde Gıbıt kopuz: Tulum çalgısı. (s. 202, Karaçay-Malkar Türkçesi Sözlüğü, Dr. Ufuk Tavkul)

            Azerice tuluğbalabanı: Bir ucuna ses çıkaran düdük, diğer tarafında üflenecek meme takılan hava deposu musiki aleti, tulum. (s. 1153, Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü, Seyfettin Altaylı)

            Gazimihal, Çağatay metinlerinde tulum çalgısının geçtiğini belirtir. (s. 132, II. Türk Halk Kültürü Araştırma Sonuçları Sempozyumu Bildirileri)

            Tulum, çok eski Türk icadıdır. İspatı ise, tulum çalgılarında görülen çift-düdük şeklinin aynısının, 1933 yılında Macaristan’ın Szolnok vilayetinde Avar Türklerine ait olduğu tespit edilen bir mezarda meydana çıkarılmış olmasıdır. Avarlar’ın bir kolu Trabzon taraflarına indiğini bildiğimiz için bu buluşların değeri büsbütün artıyor, belki o göçlere kadar çıkıyor. (s. 20, Türkiye’nin Etnik Yapısı) 

            En eski Türk musiki aleti çifte kavaldır. Bu kaval Macaristan’da Janoshida kazasında bir Avar mezarından çıkarılmıştır. Kaval turna kemiğinden gayet sanatkârane yapılmıştır. Bu çeşit çifte kavallar şimdi de Kafkaslarda ve bilhassa Volga çevresinde yaşayan halklar arasında kullanılmaktadır. Bu musiki aletini ana yurdu, büyük ihtimalle, Altay-Ural arası alanlardır. (s. 39, Tarihte Türklük, Prof. Dr. L. Rasonyi) Bu çifte düdüğün benzeri tulumunda “nav” dır.  

            Doğu Karadeniz’de tulum veya Lazca goda/guda:

            1. Nav (analık, dillik), 2. Ağızlık (dudula, lülük) ve 3. Gövde (torba) parçalarından oluşur.

            1.Farsça Nav: İçi kovuk oyuk şey. Kırgızca nay: Ney ve Tütün içmeğe mahsus çubuk. (s. 583, Kırgız Sözlüğü) Azerice nov: Su oluğu. Kerkük’te nav: Öğütmek için buğdayın döküldüğü yer, değirmen oyuğu. (s. 270, Kerkük Türkçesi Sözlüğü) Kazakça nava: Hayvanlara su ve yem vermek için ağaçtan yapılan uzun oluk. (s. 206, Kazak Türkçesi Sözlüğü) Uygurca nava: Melodi, ahenk. (s. 286, Yeni Uygur Türkçesi Sözlüğü) Tulumdaki nav; nava, ney veya nav’dan gelen kelime olduğu kesindir.          

            Analık veya dillik ise Türkçe kelimelerdir.

            Ayrıca nav içine Rize ve Hemşin’de çibu denilen ses veren kamış konulur.  Moğolca cimbur: Kaval. (s. 1631, Moğolca-Türkçe Sözlük) Moğollar Trabzon yöresini istila etmişlerdir. (s. 245, Trabzon Yer Adları)

            2. Tulumda dudula: Ağızlık, nefes üflenen çubuk. Dudula, Türkçe düdük’ten gelen kelime.   Lazca’da lülük.

            İkizdere’nin Anzer köyünde luluk: Bir ot cinsinden yapılan basit zurna ve çaydanlık ağzı. Cimil’de luluk: Çaydanlık ağzı. Adıyaman’da lülük: Musluk. Şiran’da lülük: Çaydanlığın su akan yeri. Ağın’da (Elazığ) lülük: Küçük delik…

            Azerice lülelemek: Bir şeyi boru şekline getirmek. Farsça lule: 1.Çeşme, musluk gibi şeylere takılan küçük boru. 2.Halka gibi dürülmüş şey. Türkçe lüle: 1.Bükülmüş, dürülmüş şey. 2.Tütün çubuğu, pipo, nargile v.b. nin ucuna takılan, tütün konulan yuva. 3.Su akan musluksuz boru.

Lülük, lüle’den türetilen kelimedir.

            Ağızlık, Türkçe kelime.

            3.Gövde veya torba Türkçe kelime.         

            İkizdere yöresinde kuyis: Avaz, çığlık. Doğu Karadeniz bölgesinde Rumca’nın etkisiyle çok kelimelerin sonuna -is, -os, -i ekleri getirilmiş olup, farklı bir kelime izlenimi uyandırmaktadır. Avrupa dillerinde temel nitelik olan kelimenin eril-dişil özelliği, Rumca’da bu ekler, bir çeşit yardımcı ekler olarak kelimenin özelliğini etkilemektedir. Bölgede kullanılan çok kelime sonundaki bu ekler çıkarıldığı zaman kelimenin asli unsuru ortaya çıkmaktadır. İlginçtir ama çokça bu özellikteki kelimeler, tarihin derin geçmişinden gelen öz Türkçe kelimeler oldukları görülmektedir. Buradaki “kuy-is” gibi.

Azerice küy: Kavga, münakaşa eden kimselerin bağırıp çağırması ve küy salmağ: Bağırıp çağırmak, gürültü koparmak. (s. 807, Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü) Şalpazarı’nda küy: Kavga. Of’ta  kuyis:Avaz, yüksek sesle ağlama. Trabzon ve çevresinde kuyis: Çığlık. Ardeşen’de kuyis: Bağırıp çağırma. Rize ve çevresinde kuyis: Çığlık, avaz, bağırmak, çağırmak.

            Kafkas Kumuk-Balkar’da Küy: Şarkı, türkü. (s. 36, Kumuk ve Balkar Lehçeleri Sözlüğü, G. Nemeth)        

            Kafkas Karaçay-Malkar Türklerinde küy: Türkü. (s. 62, Karaçay Lehçesi Sözlüğü, Wilhelm Pröhle)

            Özbekçe küy: Ezgi, melodi ve küylemek: Şarkı söylemek, terennüm etmek. Gudok: Düdük sesi.  (s. 71, 40, Sözlük Özbekistan Türkçesi-Türkiye Türkçesi, Berdar Yusuf-Mehmet Mahir Tulun)

            Çuvaş Hıristiyan Türklerinde keve: Melodi, ezgi. (s. 72, Çuvaş Sözlüğü, H. Paasonen)

            Kazaklarda halk çalgıları eşliğinde çalınan güzel eserlere “küy” denilmektedir. (s. 366, Kazak Türkleri, Prof. Dr. Z. İsmail) Kazakça kayım: Şarkı yarışı. Kayırma: Şarkıda nakarat. (s. 156, Kazak Türkçesi Sözlüğü, Hasan Oraltay)

            Sibirya’da Teleüt Türklerinde kay: Gırtlaktan şarkı söylemek. Kayla-mak: Şarkı söylemek. (s. 50, Teleüt Ağzı Sözlüğü, Şükrü Halûk Akalın, Caştegin, Turgunbayen)

            Altay Türklerinde kay: Boğaz, gırtlak şarkısı. Kayçı: Topşuur adı verilen müzik aletinin eşliğinde kahramanlık destanı anlatan halk ozanı. Kayda-mak: Gırtlaktan söylemek. (s. 101, Altayca -Türkçe Sözlük, Prof. Dr. Emine Gürsoy-Naskali Munaffak Duranlı)

            Şor Türklerinde kayçı: Kopuz çalarak gırtlaktan şarkı söyleyen kişi ve kayla-mak: Gırtlaktan şarkı söylemek. (s. 44 Şor Sözlüğü, Nadejda N. Kupreşko Tannagaşeva)     

            Hakas Türklerinde hayla-mak (h, ünsüzü k sesine dönüşür ve “kayla-mak” olur): Gırtlaktan şarkı söylemek. (s.162, Örnekli Hakasça-Türkçe Sözlük, Ekrem Arıkoğlu)

            Gagauz Hıristiyan Türklerinde gayda: Tulum (çalgı). Gaydadan çalma: Tulum çalmak. (s. 100, Gagauz Türkçesinin Sözlüğü, Prof. N.A.Baskakov)

            İkizdere’de “kayde”, “müzik” ile ilgili terimdir.

            Yörede kaydeye uymak (kaydeden gitmek): Türkünün ritmine uymak.

            Kayde tutturup gitmek: Bir yere giderken veya gelirken, neşe içinde yüksek sesle türkü söyleyerek yürümek.

            Kaydesinde söylemek: Türküyü gerektiği şekilde söylemek.

            Kaydeyi bozmak: Türküyü kural dışı söylemek.        

            Yörüklerde gayda: Müzik aletinde düzen.

            Trabzon’da gayde: Şarkı, türkü, ezgi. Şalpazarı’nda gayda: Şarkı, türkü. (s. 216, Dünden Bugüne Şalpazarı)  Sürmene’de gayde: Ezgi, nağme. Şiran’da gayda: Makam, türkü. Maçka’da kayde: Ezgi, müzikte ahenk. (Trabzon-Maçka Etimoloji Sözlüğü)

Bu kayde güzel kayde

Hem söyle hem de hayde,

Çok sevdaluklar ettum

Görmedum hiçbi fayde.

 

Yarum söyledi bağa

Hayde gidelum hayde,

Sevdaluğun ustine

Diyelum bikaç kayde. (örneklerindeki gibi)

            Gayde/ kayde: Nağme, ezgi anlamında Karadeniz bölgesinde yaygın kelime.

            Lazca guda: Tulum çalgısı.

            Gürcüce guda: Şarap tulumu, hayvan derisinden yapılmış tulum şeklinde şarap kabı.

            Ahiska Türklerinde guda: Keçi derisinden yapılan kap.

            Macarlarda duda: Tulum çalgısı.

            Makedonya’da gajda: Tulum çalgısı.

            İskoçya’da gaita: Tulum çalgısı.

            Yukarıdaki izahatlardan (gudok, küy, kay, kayçı, kayım, kayde, gayde) gayda’dan “y” sesinin düşmesiyle gada/goda/guda’nın oluştuğu açıktır.

            Karadeniz bölgesinde kelimeleri kısaltmak genel bir durumdur. Örnek olarak altı harften oluşan “bir şey”, bölgenin konuşma ağzında dört sese “bişe”ye rahatça düşmektedir.

            Bu çalgıyı (tulum) Ermeniler çalmaz ve horonu da bilmezler. Tulum, Türkler eli ile İskoçya’ya kadar gitmiştir. İskoç Gada’sı denilen çalgı tulumun ta kendisidir. Hemşin’de tulum çalmak, kayda vurmaktır. (s. 100, Hemşinliler, Ali Gündüz)

                Yaygın olarak çok eskiden beri Anadolu’nun değişik yerlerinde yaşayan Ermenilerin, Doğu Karadeniz bölgesinden başka bölgelerde tulumla tanışıklıkları yoktur. Ermeni müzik aletleri içinde ne tulum ne de Karadeniz tipi kemençe bulunmaz. (bk. geocities.com, Traditional Armenian Folk Instruments)

            Böylece Karadeniz bölgesinde halk ağzında kullanılan tulumun ve parçalarının aldığı değişik adlar içinde, herhangi bir etnik dile ait tek kelime dahi bulunmadığı görülmektedir.

 

KEMENÇE

            Kemençe, kemane adı ile yörede bilinir.  

            Divan’da ikeme: Bir çeşit saz, kubuz gibi çalınan çalgı. (c. I, s. 137)

            Çuvaş Türklerinde karmani: Bir çeşit musiki aleti. (s. 61, Çuvaş Sözlüğü, H. Paasonen)

            Kıpçakça ıklık: Üç telli, yayla çalınan saz. (s. 86 Kıpçak Türkçesi Sözlüğü, Doç. Dr. R. Toparlı)

            Kafkas Kumuk-Balkar Türklerinde kamança: Kemençe. (s. 30, Kumuk ve Balkar Lehçeleri Sözlüğü. Prof. Dr. Kemal Aytaç)

            Gagauzca kemençe: Kemençe. Kemençeci: Kemençeci. (s.143, Gagauz Türkçesinin Sözlüğü, Prof. N. A. Baskakov)

            Azerice Kamança: Yaylı müzik aleti ve kamane: Kemanın yayı. (s. 730, Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü)

            Farsça “çe” küçültme ekidir. Keman-çe, küçük keman anlamında. Yine Divan’da “çe” benzetme edatıdır ve kemençe, kemana benzer manasındadır.

            Farsça kemançe: Kemençe, yayla çalınan, kemana benzer küçük bir çalgı.

            Farsça kemane: Keman veya kemençe yayı.

            Türkmence kemençe: Yay. (keman için) (s. 401,Türkmence-Türkçe Sözlük)

            Rumca kemençe. (s. 357, Pontus Kültürü) 

            Yunanca doksari: Keman yayı. (s. 87, Yunanca-Türkçe Sözlük, Azmi Aksoy)

            Kuman Türklerinde kemençe: Musiki aleti. (s. 144, Tarihte Türklük, Prof. L. Rasonyi)

            Kemençe Türklerin tarafından uzun zamandan beri bilinir, değişik ad ve şekillerde Türk dünyasında çok eskilerden beri çalınır. Ayrıca Altay, Tuva, Türkmen, Doğu Türkistan, Kırgız, Özbek, Azerbaycan… gibi Türk boylarında değişik kemençe çeşitleri bulunmaktadır. (cilt 6, s. 275…, Türk Kültür Tarihine Giriş, Prof. Dr. Bahaeddin Ögel)

            Kemençe, Macaristan’da Bey. (s. 98, Yukarı-Kür ve Çoruk Boylarında KIPÇAKLAR, F. Kırzıoğlu)

            Kuman Türklerinde kemençe bir musiki aletinin adıdır. Doğu Karadeniz bölgesi (Trabzon sancağı) dahilinde de başta gelen çalgı aletinin kemençe olduğu bilinen bir husustur. (s. 350, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat)

            Prof. Dr. L. Rosanyi Kemence, Kuman Türklerinde erkek ismi olarak da kullanılmıştır. Kumanların Lazları da içine alan bölgenin etnik oluşumunda etnik bir unsur oldukları da bilinen bir gerçektir. (s. 200, Türkiye’nin Etnik Yapısı)

            Kemençe: Macar kroniklerinde 1290’da Macar kralı IV. Laszlo’yu öldüren Kuman katillerinin biriydi. Bu ad herhalde üç teli olan küçük musiki aletin ismiyle aynıdır. (s. 45, Türk Özel Adları, Prof. Dr. L. Rasonyi)

            Kemençe (musiki aleti) Kuman menşeli aile ve şahıs adlarındandır. (s. 37, Türk Devletlerinin Batıdaki varisleri, Prof. L. Rasonyi)

            Kemençe, Kumanca’nın bozulmuş şekli mi?

            Günümüze kadar tespit edilen Türk çalgıları arasına kemençe, kemane, kabak kemane, teneke kemane, kemançe gibi kemençe çeşitleri gösterilmektedir.  (s. 86, Türk Halk Kültürü Araştırma Sonuçları II) Ayrıca Osmanlı saraylarında kemençe, temel musiki aletlerinden biri idi.

            Kemençe adı ve onu oluşturan kulak, eşek, baş, tel yeri, kapak, boyun-sap, gövde-tekne, kaşlar, sağır, yay gibi kelimeler, kemençenin menşei hakkında diğer açık ve net delillerdir.

            Lazca ç’ilili: Kemençe. (s. 476, Lazca-Türkçe Sözlük, Yrd. Doç. Dr. Metin Erten) Moğolca kikili: Keman. (s. 741, Türkçe-Moğolca Sözlük)

 

HORON

            İkizdere yöresinde yaşantının önemli kısmını oluştururdu. Dede, baba, kaynana, torun, kız veya gelinin bir horonda buluştuğu çok olurdu. Geçmişin temel eğlencesi, horon ile türkülerdi.

            Horon; Horon oynamak, horon kurmak, horon çevirmek, horona durmak, horon yapmak ve horon vurmak adlarıyla yörede bilinir.

            Şor Türklerinde or: Ot biçme. (Şor Sözlüğü, Nadejda N. Kupreşko Tannagaşeva-Doç. Dr. Şükrü Haluk)

            Hakas Türklerinde horım: Yüksek kaya ve oram: Kıvrım, büklüm. (s. 325, 190, Örnekli Hakasça-Türkçe Sözlük)

            Özbekçe orım: Hasat. Orım-yığum: Ürün kaldırma. (s. 196, Özbekistan Türkçesi-Türkiye Türkçesi)

            Divan’da orom: Ot kesimi, orum-bi: Bir orakta çıkarılan ot.

            Kazakça korım: Dağlı, tepeli yerlerde bulunan taş yığını ve oram: Paket. (s. 174, 212, Kazak Türkçesi Sözlüğü)

            Tuva Türklerinde horum: Taş yığını. (s. 52, Tuva Türkçesi Sözlüğü, Ekrem Arıkoğlu-Klara Kuular)

            Moğolca norum: Ot, saman yığını. (s. 924, Moğolca-Türkçe Sözlük, Ferdinand D. Lessing)

            Azerice hora: Biçilmiş otun yerinde biten taze ot. Horum: Biçilen otların belirli büyüklükte kümelenerek bükülüp bağ haline getirilmesi. (s. 654, Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü, Seyfettin Altaylı)

            İkizdere’de horom: Kesilen otların bir çeşit sıkıştırılmış ve paketlenmiş şekli. (Horomlardan yapılan ot yükü, özellikle uzak mesafelerde sırtta taşınırken bozulmazdı)

            Horom, Doğu Karadeniz’de aynı yada benzer anlamda yaygın kelime.

            Horon, şekil olarak çayırda ve horom yapımında yapılan işleri yansıttığı için, orom veya horom kelimesinden gelmesi en geçerli ve mantıklı ihtimaldir. Çünkü her folklor, çevre şartlarından bire bir etkilenir.

            Bazı izahatlarda horonun Yunanca olduğu ve kilise korosundan geldi anlatılır. Horonda en önemli figürler, ayak hareketleridir. Ayak hareketlerinin sesi, kilisenin ilahi havasına katkısı ne olabilir? Kilisenin manevi, kasvetli ve ağır havası ile horonun coşkusunu ve neşesini bir arada düşünebilmek mümkün mü? İsimleri benzer olsa da, kilise korosuyla Karadeniz horonunu bir arada düşünmek çok gülünç olur.

            Gürcüce horomi: Erkek dans adı. Rumca hora, horom: Horon. Yunanca horos: Dans, raks, balo, oyun, koro. Rusça hor: Koro. (s. 339, Rusça-Türkçe Sözlük, Fono)            

                Lazca horon, hoğoni.

            Hopa Hemşin’de ğoron.

            Gagauz Hıristiyan Türklerinde horu: Hora. (bir halk oyunu) Horoya girme: Hora oyununa katılmak. (s. 118, Gagauz Türkçesinin Sözlüğü, Prof. N.A. Baskakov)

            Karaçay-Malkarlar Türklerinde horur: Eski Karaçay Şaman törenlerinde dans eden genç kız.  (s. 221, Karaçay- Malkar Türkçesi Sözlüğü, Dr. Ufuk Tavkul)

            Kuman Türklerinde horu: Sallanmak, yaylanmak. Horon: Horon. (s. 77, 78, Kuman Lehçesi Sözlüğü, K. Grönbech)

            Kıpçakça urun-mak: Tepinmek, oynamak. (s. 222, Kıpçak Türkçesi Sözlüğü, Doç. Dr. Recep Toparlı) Yine Kıpçakça hor-mak: Sallanmak. (s. 85)

            Moğolca hurim: Kutlama, düğün. (s. 1528, Moğolca-Türkçe Sözlük)

            Horan, eski Bulgar ve Peçenek Türklerinde oyun adı. (s. 53, Türk Yer Adları Sempozyum Bildirileri)

            Trabzon bölgesinde oynanan horonlardan  “düz horon”un, Gökoğuz (Gagauz) Türklerinde de “düz horu”  olarak oynandığı anlaşılmaktadır. (s. 350, XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat, Dr. M. Hanefi Bostan)

            Horon çeşitleri: Sıksaray, sallama, üçayak, atlama, düz horon, titreme,  ağırlama, iki ayak, ters ayak gibi isimler Türkçe veya Türkçeleşmiş kelimelerdir.

            Maçka’daki horonlar: Siksara, ağırlama, biçak oyunu, dirvana, gız horonu, düz horon ve sallama çeşitleri diye belirtilmektedir. (s.127, Trabzon-Maçka Etimoloji Sözlüğü) 

                Eski Türk kültüründe kötü ruhları korkutan, “sürat ve kuvvet” anlamına gelen “Kolbas” adı, koruyucu adlar arasındadır. (s. 23, Tarihte Türklük, Prof. L. Rasonyi) Günümüzde Kolbastı, sürat ve kuvvet anlamına uygun olarak ve Şaman danslarını çağrıştırır şekilde Trabzon yöresinde oynanmaktadır.

            Yunan kaynaklarında genişçe yararlanarak yazılan “Pontus Kültürü” kitabında, Of yöresinin oyunları şöyle: Düz horon, sıksara, hotsarı (Hotsarı, oynanmamakta), körçek (köçek’ten), sallama, atlama, Dön Demirağa. (s. 172,  Pontus Kültürü, Ö. Asan) İşte çok ilginç Pontus horon isimleri! İşine gelen konuları evirip çevirerek ve hayal sınırlarını azami zorlayarak (bir örnek “ule” kelimesi, s. 174, Pontus Kültürü, Ö. Asan) geniş açıklamalar yapılırken, bölge çalgısı kemençeyi oluşturan kısımlardan Rumca veya Yunanca tek kelime yazılamamıştır. (s. 186, Pontus Kültürü, Ö. Asan)

            Tulumdan ise tek cümle:  O da, “Çok eski olmamakla birlikte tulum çalınırmış” (s. 186) ve bitti. Bölgemizde Pontus kültürünün temelini oluşturduğu iddia edilen kemençe, tulum ve horonun “Pontus kültürü”ndeki yeri!

            Yöre ağzında Rumca kelimelerin çokça olması, Türkiye Türkçesi içinde bolca Yunanca kelimelerin bulunması ama horon çeşitleri arasında bölgede tek Rumca horon isminin bilinmemesi, tulum ve kemençeyi oluşturan parçalar içinde bir tane dahi Rumca veya Yunanca kelimenin olmamasının izahı nasıl yapılacak?

            Kimileri kemençenin Yunanistan’da çalındığını ve benzer oyun veya giyimlerin aynı olduğunu icat bulmuş gibi söylerler. Orada çalınan kemençenin ve oynanan horonun hiç birini değil Yunanlılar, İstanbul’da, İzmir’de veya Anadolu’nun başka yerlerinde yaşamış ya da göç etmiş Rumlar dahi bilmezler. Yalnız Karadeniz bölgesinden gidenler, bölgemizden aldıkları kültürü Yunanistan’a taşımışlardır. Dolayısıyla kemençenin Yunan kökenli olduğunu iddia etmek, ya cahilliktir ya hainliktir.

            Bugüne kadar yüz binlerce Yunan heykelleri içinde kemençe çalan bir heykele tesadüf edilmiş değildir ve bunlar içinde Karadeniz’in milli giysilerini çağrıştıran ne bir heykel ve ne de bir resme rastlanılmıştır.

            Yunanlıların kısa etekli milli kıyafetleriyle,  Karadenizlinin milli kıyafeti arasında ortak nokta bulmak veya burun yapılarını kıyaslamak mümkün mü?

            Bir kesim güruh da Türk isminin geçtiği yerde ve Türk’e ait olabilecek bir şeyde “Milliyetçi görüş” veya “resmi ideoloji” diye okuma, araştırma gereği duymadan ve yerine başka bir şey koyma ihtiyacı görmeden ret ederler. Bu “reddiyeciler” ve “milliyetsiz görüşler”, özellikle Anadolu topraklarının özelliğinden kaynaklansa gerek, her zaman yoğunluğunu hissettirmişlerdir. Bu konuda da her zaman yaptıkları ve beklenildiği gibi, bir yerlere yama olma gayretini göstereceklerdir ve göstermektedirler. Nedendir bilinmez, bu ülkeye ihanet ve hainlik her devirde pirim etmiştir.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !